Yaratan'ın Planı Nedir?

 

 

   Kadim kültürlerin kitaplarında bahsedilen ve eski çağlarda gönderilmiş olan habercilerin uyarmış olduğu kıyamet gelir. Herkesin bildiği, çoğunluğun inanmış olduğu son, başlar... Farklı kültürler, farklı inanışlar ve ritüeller ile bahşedilen dünyamız üzerinde 70 milyon yıl varlığını sürdürmüş olan insan, yani yaratıcının en değerlisi, tasarımının mimarı olan Rab ile tanışır ve sorgulanır. Sanılanın aksine son, dünyanın değil, insanın tekâmülünün sonudur…

Tamamen şahsi fikrim olan bir öte âlem senaryosu üzerinde duracağım. Canlının ölümü bir son mu? Değilse sonsuzluk mu? Bizleri neler bekliyor olabilir... Tüm inançlardan bağımsız olarak, Yaratan'ın niyetini anlamaya çalışacağım yazarak. İnsanlığın tarihini sembolik olarak 70 milyon yıl olarak alıyorum (!)

   Yaratıcı, milyonlarca yıl önce insanı tasarlamış ve yine kendi tasarladığı dünyasına göndermiştir. Ehil olmayan bu yaratığı ehlileştirmek, sınamak ve sonunda değerlendirerek bir şey yapmak için bunu yapmıştır. İnsanı tasarlarken, aynı anda, insana iyi ya da kötü yardımcılar da yaratmıştır. Vicdan, hırs, şefkat, korku, sabır, zaman vs. Yazılan, anlatılagelen ve dünyaya gönderilmiş, seçilmiş habercilerin tamamı insanın ehlileşmesi içindir. Rab, insanlığın süresini, insanı tasarladığı an ile beraber mühürlemiştir. 70 milyon yıl...(Sembolik) Süre sonunda, tasarım harikası olan insan, ehlileşecek ya da...

Bence yanlış bilinen bir konuya açıklık getirmek istiyorum, naçizane. 70 milyon yıl, evet insanlığın sonudur; fakat bu 70 milyon yıl içerisinde dünyaya gelmiş her insan, kendisine bahşedilen ömrü bittiğinde sorgulanır. Örneğin, ölümü sonrası yaşamış olduğu ortalama 80 yılın incelemesi yapılır. Yaratıcının kendisine bahşettiği yardımcılardan iyi olanları mı, kötü olanları mı kullanarak tükettiği ömrünün muhasebesi yapılır. Kötü olanları kullanmış ise neticeleri Rab’ın katında kendisine gösterilir. Rab katında "her hangi bir kötü kavramı" olmadığı için azap çeker, derinden sarsılır neden olduklarına... İşte cehennem olarak bahsedilen tam olarak budur. Yaratan, 70 milyon yıl süre tanıdığı bu düzen içerisinde doğup, ortalama 80 yıl ömrü olan insanın, sadece bir ömürde ehlileşmesini isteyecek ve 80 yıllık ömrünün sonunda ehlileşmediyse cayır cayır yakacak... Böyle bir yaratıcıyı, sahibi, ebeveyni kim sever? Ben sevmem. Bir kaza-bela olmadığı takdirde ömrümün ilk 20 yılı zaten ziyan. Çocukluk, aptallık vs. Son 15-20 yılı yaşlılık, hastalık. Ortalama 40 yıllık bir zamanım var ve bunun bir kısmını da uyuyarak geçiriyorum. Kabul edilemez bence. Mesela sen; yaratılmadan önce sana sorsalar, “Aklıselim 40 yıl zamanın olacak. Sonunda ya yanacaksın, ya keyif süreceksin.” kabul eder misin? Etmezsin elbette. “Niye ben?” diyerek dizlerinin üstüne çökersin J Rab’ın zaman sıkıntısı yoktur. Zaman da insan için yaratılmış bir yardımcıdır. Sadece kullandığı kötü yardımcıların farkına varabilmesi ve seçimlerini düzeltmesi için, kendi katında bir süre misafir ettiği insana, yanlışlarını gösterir, kendi seçimleriyle neden olduğu yanlışları görünce öylesine azap çeker ki ruh... Belli bir süre dinlenme safhasından sonra yeniden başlar, tekrara tabi tutulur, başarılı olması için. Öncesi ile ilgili olarak hiçbir şey hatırlamaması da sistemin adaletinden ötürüdür. Ne ekersen onu biçersin! Ne edersen, kendine edersin! Yani sen ehlileşene kadar tekrar, tekrar ve tekrar... Herhangi bir tekrarda oturur bir ağaç altında düşünürsen bir gün: "Acaba benim önceki bir ya da birkaç yaşamım olmuş olabilir mi? Bu yaşamlarımda dünyaya ya da canlılara zarar vermiş olabilir miyim? Öyle olsa bile bu zararı ben vermedim ki, vermiş olsam hatırlardım. Hatırlamadığıma göre sorumlu değilim. Bu dünya başka bir gezegenin cehennemi ya da cenneti mi? Nereden gelmiş olabilirim ve herhangi bir yere gidecek miyim? Her ne cevabı varsa da bu soruların, çok da önemli değil aslında. Bu soruları kendime sorabildiğime göre cevabı biliyorum demektir. Koşulsuz iyi, faydalı, sevgi dolu olmalıyım. Ne olur, ne olmaz... Şayet ben bir döndü içindeysem bundan sıyrılmalı, seviye atlamalıyım. Ama bu düşündüklerim bir fantastikse de kaybedecek bir şeyim olmaz ki. İyi biri olmak neden bana kaybettirsin ki? Ya bir üst seviye dünya varsa!" Döngüden kurtulmak demek, aydınlanmak demektir. Sorgulamak, yargılamak da bizlere bahşedilmiş bir yardımcıdır. İyi bir yardımcı mı yoksa kötü bir yardımcı mı, henüz bilmiyorum; ama bu yardımcıları bu yazımda kullanacağım.

Yaratıcı güç, insanı neden yarattı?

   İnsanı yaratmasından ziyade, mütemadiyen de yaratıyor ve alıyor. Doğumlar, ölümler... Rab'ın bir planı olmalı. İnsani algılarla düşündüğümde, susamazsam su içmem, acıkmazsam yemem, uykum yoksa uyumam vb. Peki ne oldu da Rab, insan ırkını tasarlamak istedi? "İstedi ve yaptı" beni çok tatmin etmiyor açıkçası. İstemesinin de bir nedeni olmalı. Örneğin ben bir evlat isterim, denerim, olursa onu severim, korurum, yetiştiririm ve onun hayatına doğru yön verebildiysem bununla övünür, mutlu olurum. Bizler, Yaratan’ın evlatlarıysak bizlerin gelişimini izleyerek övünüyor ya da üzülüyor mu? Mutlak güç kendisi olduğu için evlatlarının başarısını kıyaslayacağı bir denk varlık var ve ona karşı mı övünüyor? Öyle ise mutlak güç kendisi değil anlamı çıkar. Ya da insandan önce yarattıkları eksik miydi? Bence, planın bir parçasıyız. Kısacık ömrümüz ile düşünürsek hiçbir yere varamayız. Küçük bir plan değil bu, olamaz da... 70 milyon yılı önümüze almalıyız. İlk insandan günümüz insanına... Yaratan, insanı yarattı. Önceki yaratılmışlar belki biraz bozuldu. Birileri tasarıma saygı duyarken biri reddetti vs. Bilinenler hususunda çok derine girmeyeceğim. Rab’ın amacı kontrolün bir kısmını insana bırakmaktı. Belki de dünyadan sonraki ortamı hazırlamakla meşgul olabilir. Tasarladı, gerekli ortamı da sağladı ve aktif olarak çekildi. Kendinden bir parça olan, muhakeme yeteneğini de insana verdi. Aklını kullanarak öğren, deneyimle, geliş, aktar. Tamam, güzel de neden, ne için tekâmül edeceğim? İşte bunu kimseye söylemedi. Bildirmediği için de birçok olası senaryolar çıktı ortaya. Benim senaryomda, bu dünyadan bir başka yaşam formunda bir başka platforma gideceğiz. Bu dünya ilk yaşam yeri ya da 15. yaşam yeri, bilemiyorum. Ama bundan sonrasının illa ki olduğunu yoğun olarak seziyorum. Düşünsenize: "Bu dünyadan daha evvel bir başka dünyada falanca yaratık olarak yaratıldım. Öldüm öldüm dirildim, tekâmül ettim de geldim :) Bu dünya öncesindeki dünyada 75 yaşam sürdüm farklı tonlarda. Ancak 75. de başardım ve dünya denen yerdeyim. Dünyayı vaat edilen cennet sandım, meğer bir ilerikinin cehennemiymiş :)" Hayal gücünün sınırı yok elbette... Ama neden olmasın? Ya böyle ise... Kim bilir belki de tüm canlı formlarını deneyimliyoruzdur. Ağaç, kurbağa, kedi, insan, plankton vb. Daha birçok senaryo geliştirilebilir. Ama benim cevabını aradığım soru, yinelemem gerekirse, Yaratıcı neden insanı yaratma isteğini duydu? Bir ihtiyaç söz konusu olduğu fikri bana çok yakın geliyor. Yaratıcının bize mi ihtiyacı var? Sanmıyorum. Bizi ehlileştirdikten sonra bizle işi olabilir belki. Peki, bu noktada Yaratan mutlak gücün hayvanları mıyız? Bizler insan olarak bir başka canlıyı evcilleştirip, eğitip ehlileştirdik. Yaratan da bizi ehlileştiriyor ruhsal olarak belki de. Bence insanı yaratmasının nedeni elbette canının istemesi değil. Ehlileşenler ile bir şey yapacak olması olabilir. Bu arada yine belirtmek isterim; ortalama 80 yıl ömür biçtiği insan, bu süre zarfında tam tekâmül ile ehlileşti diyelim. Hop, cennete. Hem de ebediyen! Buda çok adaletsiz. Sen sadece 80 yıl yaşa. Sadece 1 adet yaşamın olsun. Öyle ya da böyle başar bu sınavı. Ebediyen cennette keyif sür. Yok, öyle bir şey arkadaşım. Son derece adaletsiz. Yaratan’ın bu kadar küçük bir planının olmadığını söylemiştim :) 80 yıl sonra cehennemde kebap olmayı nasıl istemiyorsan, aynı mertlikle, 80 yılın sonunda başarılı da olsan cenneti istememelisin. Hem de ebediyen... Yaşadığın dünyayı düşün. Çok da kolay olmasa gerek değil mi? Ölümler, fakirlikler, vicdan muhasebeleri, zorluklar... Bir dolu sorun ve yanında kimilerine göre güzellikler var... Bu karmaşalar içerisinde ne kadar doğru kalabilirsen, ne kadar ödün verebilirsen, ne kadar sabredebilirsen... İşte sınav budur. Başarılı olabilirsen aynı dünya içerisinde her şey güllük gülistanlık oluyor. Başarı sağlayamazsan da aynı ölçüde her yer sana zindan... Bilmem kaçıncı yaşamında yine başarısız oldun. Başarısız olduğun her konuda tekrar tekrar sınanacaksın. Ve bu tekrarlar içerisinde yeni bir sorun da çıkarırsan o da başarman gerekenler listesine ekleniyor. Yani hiç kolay değil. İpin ucunu bıraksan da yemez. Mütemadiyen döngü halindesin. Kafayı sıyırdın, birini öldürdün. Yine tekrardasın. Kendini öldürdün. Çözüm değil, yine tekrar. Tek çıkış var. Başarı. Başarmak zorundayız. Yaratan’ın istediği budur. Başarmış canlı, onun katında ehlileşmiş, tekâmülünü tamamlamış canlıdır. İnsanı, başarması için yaratmış olabilir. Peki, neyi başarması?

 5. ya da 679. yaşamında bir şekilde tüm karmalarının bedelini ödemiş ve başarmış bir canlı ne oluyor?

Ya beklemeye alınıyor, görevlendiriliyor ya da bir üst sınıf yaşam tarzında sınanıyor. Bir kere bilimsel olarak da bir son yok. Yaratılmış hiçbir şey yok olamıyor. Sadece form değiştiriyor. Belki başka bir formda bir görev alıyoruz. Belki hiç bilmediğimiz bir gezegende doğuyoruz ve oranın şartlarına göre sınanıyoruz. Paralel evrenlerde aynı zamanda farklı hayatlar yaşanıyor da olabilir. Bu dünyadaki 489.yaşamımda ehlileşip, bir başka gezegenin 400 milyon yıllık toplumunda 1.yaşamım olarak o şartlarda sınanmak üzere doğacağım? Ya da çok eski bir dünyada tam bir hödüktüm. O dünyanın tekâmülünden geçtim ve şu an içinde bulunduğum dünyadayım. Buradaki döngüden de kurtulup belki de bir üst sınıf dünyada doğacağım. Kafamda deli sorular...J Neyse, diyelim dünyada da başardı, nereye, ne şekilde, ne için gidiyor bu insan. Sırada ne var?

   Ehlileşmenin, gelişmenin sınırı nedir? Yüzyıllar içerisinde öylesine gelişeceğiz ki bir üst sınıf dünyayı keşfedip, ulaşım sorununu da çözüp, belki de kendimiz geçiş yapacağız. Rab bizden bunu mu bekliyor? Tek emin olduğum bizden bir şey bekliyor olması. Beklenti yok ise yaratımın bence anlamı olmaz. İnsanlık tarihine baktığımızda mütemadiyen bir ileri gidiş, gelişim var. Yani ehlileşiyoruz. Bu çıkarımla bizim ehlileşmemizi, uygun donanıma erişmemizi (ruhsal ve mental) beklediğini, istediğini düşünmem mantıksız değil. Rab’ın istediği düzeye erişenler;

a) Bir üst düzey, bir tık daha zor olan şartların olduğu bir yaşam alanında tekâmül edecekler.

b) Başka bir formda, geldikleri dünyada ya da bir üst seviyedeki dünyada canlılığa yardımcı olacak görevlere sahip olacaklar.

c) Kadim kitap ve öğretilerde anlatıldığı gibi cennette kadeh tokuşturacaklar. Sınırsız kaynağa sahip olan Rab, bunlara ebediyen bakacak. Bunlar isteyecek Rab yerine getirecek. Ooh, ne âlâ...

Israrla söylüyorum, c şıkkı olamaz; çünkü minicik ve mantıksız bir plan olur. Şöyle ki, Rab in canı sıkıldı, insanı yarattı, diğer canlılarda olmayan özel yetenekler de verdi. Tahtına çekildi ve izledi. İyi-kötü ayrımını da yaptı. İyileri ebediyen besleyecek, kötüleri iyi olana kadar izleyecek. Bu senaryoda aslında Rab durduk yere kendine iş çıkarmış olmuyor mu? Hödük bir varlık yaratıyor ve izliyor. Kendi belirlemiş olduğu "insanlığın zamanı" içerisinde tüm hödükler ehil oluyor ve sonunda hepsini cennetine almış oluyor. Bu mu yani? Ya hu akıl var mantık var, herkes bir gün cennete gidecekse erken ya da geç ehil olmamın ne önemi olacak? Nasılsa son partide ben de cennete gideceğim. Adam 9.yaşamında ehil olur, ben 7 milyon 687 bin 324. de ehil olacağım belki. Ben cennete gittiğimde benden milyonlarca yıl önce cenneti hak etmiş biri orda sıkılmış olmayacak mı?J Bu kurguda bir terslik yok mu? Şöyle düşünün, sadece bir yaşamın var ve bu yaşamın 80 yıl. Sadece 80 yıl sınanıp, ebediyen sorumsuzca, sınavsız ve mutlu yaşamak! Yani sen cebindeki 1 lirayı ver, karşılığında sana sonsuz kaynak sağlarım. Külliyen mantık dışı olmakla birlikte, bu küçük plan ile Yaratan ne elde etmiş oluyor? Koca bir zaman kaybı diyeceğim; ama Rab’a göre zaman da yok. Çünkü zamanın da sahibi… Koca devran dönüyor arkadaş. Milyonlarca galaksi yaratmış, kâinatın tek sahibi. Bu mudur planı? Elbette değil. Ben insan aklımla bunu düşünebiliyorken O, kim bilir ne plan içerisinde. Ben debelenip duruyorum işte bir yere varabilme umudu ile...

   B şıkkı üzerinde beyin fırtınası yaparsak; bildiğimiz dünyada başarılı olduk ve Rab’ın yanında bir seçim yapma hakkı ile ödüllendirildik mesela, ya geldiğimiz dünyadaki insanlara ehlileşme yolunda yardımcı olacağım ya da bir üst seviye dünyada ayakçı olmayı seçtik. E henüz şartlarını bilmediğimiz üst seviye dünyada sorumluluk vermez diye düşünüyorum.J Ucundan, kıyısından oraya vakıf olmaya çalışırız; çünkü yakın ya da uzun vadede orada doğacağım ya. Hazırlık evresi diyelim. Yani iki seçenek sunabilir bize. Geldiğim dünyaya yardımı seçersem, ruhani bir formda ya da gerektiğinde bedenlenmiş olarak devam etmesi gereken düzene yardımcı olacağım. Yardımcı olduğum her eylemde Rab katında puan kazanacağım. Bu puanlarımın üst seviye için bana illa ki faydası olacak. Örneklemem gerekirse, balta girmemiş bir ormanda annesinin dikkatsizliği yüzünden yuvadan düşmek üzere olan bir kuşu, aldığım direktif ile Koala olarak bedenlenip yuvaya yerleştirmek ya da rüzgâr olup Rab’ın uygun gördüğü yere bulutları taşımak ve kontrol altında tutmak ya da bir inşaat işçisinin bedenine girip doğru düzeneğe basmasını sağlamak vs. Bu tip görevlerim olabilir. Çünkü ehilim ve buna uygun görüldüm. Yani ehil olan insandan Rab’ın düzenine katkı sağlaması istenebilir. Bu şıkkı mantıklı buluyorum. Şahsi fikrim; cennette gayesizce gezinmektense bu görevleri yeğlerim.

Gelelim A şıkkına. Daha önce hiç deneyimlemediğimiz (dünyada doğuşumuz gibi) bir ortam ve şartlarda canlılık kazanacağız. Nasıl bir ortam bu? Kaynakları neler? Bizlerden beklenen ne? Havası, suyu... Ödülü, cezası... A şıkkı ile ilgili olarak emin olun yüzlerce senaryo üretebilirim. En favori senaryomu anlatacağım.J Bu şıkka daha sıcak bakıyorum; çünkü elimde canlı örnek, kanıt var! Dünya ve düzeni! Bu dünya öncesini hatırlıyor muyum, hayır. O zaman bu dünyadaki deneyimlerime göre çıkarım yapacağım. Burada doğdum ve doğduğum gibi değilim. Bedenen ve zihnen geliştim ve öğrendim. Burada kalıcı olmadığımı ve her canlı gibi öleceğimi bildim. Bu süre zarfında bir şeyler yapmam gerektiğini sezdim. Muhtaç canlılara elimden geldiğince yardım ettim. Her şeyin fazlasının üzücü olduğunu deneyimledim. Öfke, sevgi, hırs vs. Bu dünyada her şeyi dokunarak, hissederek, bizzat deneyimleyerek öğrendim. Şu aklımla geldiğim nokta; iyi biri olmaya çalış, faydalı biri olmaya çalış, bedelsiz bir kaynak olan "Sevgi" yi mütemadiyen kullanmaya çalış.

 

­Neden bu noktaya geldim?

   Savaşları gördüm; barışı hayal ettim. Kötü adamı gördüm; güzel adamı örnek aldım. Açlığı gördüm; elimdeki lokmama teşekkür ettim. Dövüleni gördüm; sevgiyi düşledim. Ezileni gördüm; şefkati aradım. Fakirliği gördüm; sahip olduklarıma şükrettim... Yani negatifi deneyimledim; pozitifi diledim. Dedim ya, bizzat hayata dokunarak evirildim, geliştim, istenen oldum. Bir diğerine artık hazırım, Rab’ın takdiri ile... Beni tasarlayan, yine kendi tasarladığı coğrafyasında her anlamda beni geliştiren; hazırladığı ya da hazırlamış olduğu bir başka form ve şartlardaki coğrafyada elbette gelişmiş beni deneyebilir!

   Koca kâinatta sadece bir noktacık benim gezegenim. Geliştim ve bunu da öğrendim. İçinde yaşadığım kürenin dışına da çıktım, bakındım. Yer yer dünyamın atmosferinde ya da dışında garip hareketli nesneler gördüm, insana göre yaşam formu uygun olmayan ortamlarda doğal olmayan yapılar, üsler gördüm. Anlamlandıramadım. Bir diğer insanların yaşadığı deneyimleri dinledim. İlerleyen zamanlarda insan olarak daha neleri deneyimleyeceğim kim bilir... Bir üst seviye yaşam alanı demiştik A şıkkında. Ben dünyanın dışına henüz çıkabilmişken, dünyamızdan çok çok uzak mesafelerde olan gezegenlerden dünyamıza kadar ulaşabilmiş olan garip nesneler olduğuna göre ve her ulaşan nesnenin enkazı da olmadığına göre (demek ki geri de gidebilecek kadar yakıtı var) yıldızlararası ulaşım imkânına erişmişler kanaatinde olabiliyorum. Acaba üst seviye yaşam alanı senaryosundaki alan, bu ya da bunlardan biri mi? Yani bizden üst seviye bir ortamdan geldikleri ortadadır. Onların da sahibi Rab ise, neden onlar üst seviyedeler? Onlar, önceki yaşamlarında dünyada mı evirildiler ve döngüden başarı ile çıkıp o seviyede bedenlendiler? Ya da dünyamız ile alakaları yok mu? Yok, ise neden zırt bırt geliyorlar? Demek ki var. Dost mu düşman mı? "Kimsiniz lan siz?" diye sıyırıyormuşumJ Neyse devam edeceğim. Bir sigara içeceğim…

   Üst seviye olarak yakıştırma yaptığım tamamen teknolojilerine dayanarak mantık yürütmemdir. Çünkü elimdeki en önemli veri budur. Ben daha ayda penguen gibi yürüyebilmişken, adam yıldızlararası cirit atıyor. Çok detay verip kafa karıştırmadan kuantum dolanıklık ilkesine göre düşünürsem; öte zamandaki ben, beri zamandaki bana yardımcı oluyorumdur belki. Etkileşim halinde de olabilirim, farkındalığım olmadan. Neyse... Ben, insan aklımla ve mantığımla adım adım çözüme ulaşma umudundayım. Bu noktada da A şıkkını yıldızlararası ulaşım sağlayabilen varlıklara bağlama ihtimalim pek de mantıksız gelmiyor.

   A şıkkında bahsettiğim bir üst formdaki yaşamı, uzaylı dediğimiz varlıkların yaşadığı ortam olarak kabul edelim ve ilerleyelim. Bu hareketli cisimler yıllardır dünyamızın farklı bölgelerinde, semamızda görüntülendiler. Resim ve video kayıtları yüzlerce... Yine binlerce vaka kayıtları var, farklı temasların olduğu. Çok uzatmayacağım da merak ettiğim şudur; bu varlıklar birini öldürdü mü, bir yeri yağmaladı mı, iyi ya da kötü olan dünya düzenine çomak soktu mu? Hayır. Yaşanan deneyimleri anlatan vakaların yüzde doksanı "Tekrar bu deneyimi yaşasam keşke" diyor. Kimileri fayda bile gördüğünü anlatıyor. Bu arada aynı talep, Ölüme Yakın Deneyimlerde de görülüyor. Yüzde doksanı bu deneyimi yaşadığı için kendisinin şanslı olduğunu düşünüyor. Anlatılanlar yalan, doğru bilemem... Fakat dünyanın bir ucunda yaşanan deneyim ile bir diğer ucunda yaşanan deneyimler ciddi benzerlikler gösteriyorlar. Hastane kayıtlarında da hastaların yaşadığı deneyimler kayıtlıdır. Konuyla ilgili onlarca kitap var, okumanızı tavsiye ederim. Uzaylılara geri dönersek…J İnsanlığın tarihinden beri varlıkları biliniyor. Eski uygarlıkların kayıtlarında çokça resmedilmişler. Onları “Tanrılar” olarak düşünenler dahi olmuş. E adam haklı, k.çında daha donu yok elin adamı gökten zembille iniyorJ Olsa olsa “Bu Tanrı’dır” diyecek. Yani insanlık tarihinden bu yana ele alırsak, insanlık gelişim gösterdi. Bakınız, uzaylılar sayesinde demiyorum. Başka bir noktaya geleceğim. İnsanlığın gelişim gösteriyor olduğu yüzyıllar süresince bir müdahaleleri oldu mu? Hayır! Varlar, arada geliyorlar, niye geliyorlar çözemedik; ama çözmemiz gereken şey, gayet net: Düşman değiller! Düşman olsalar zaten s.çmıştık takdir edersiniz ki. Peki, dostlar mı? Bence gücü olduğu halde zarar vermeyenin dost olabilme potansiyeli ya da bir çıkarı vardır. Dostluk potansiyeline sahip bir varlık, ya henüz hazır olamadığımız için (Kediye tecavüz eden bir varlığız biz.) ya da irademizle kabullenmemiz gereken bir durum var ki, bekliyorlar çıkarları için.

   Tüm canlılara dikkat ederseniz, ürüyorlar ve yavrularına gerekli temel ihtiyaçları öğretiyorlar. Böcekten insana kadar... Bitki bile annesi gibi büyüyor. Ben hiç, bir gülün papatya ürettiğini görmedim. Tamam, bizlerin uzaylıların evlatları olduğunu düşünmüyorum; ama bunların zırt bırt tepemizde gezmesinden ve zarar vermemesinden yola çıkarak, bir şekilde dostane yaklaşmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Tekâmülümüz hususunda önemli rolleri olabilir. Ama belirttiğim gibi, sapkın-idiot insanın buna hazır olmadığını düşünüyorlardır. Bende böyle düşünüyorumJ Bunlar bize göre teknolojinin dibine vurmuşlar. Bizler gibi ilkel, tuttuğunu s... barbar, hoyrat varlıkların yaşadığı semalarda niye geziyorlar? Hava mı atıyorlar? Elbette hayır. İki seçeneğimiz var; ya çıkarları var dedik, ya da yardım ediyorlar, edecekler dedik. İrdeleyelim;

 İleri gelişmiş varlıkların bizden çıkarları olabilir mi?

   Hani filmlerde... Yok, efendim insanlığın bir hazinesi varmış, neymiş o hazine? Gözyaşıymış, duyguymuş… Ya neyin kafasını yaşıyorsunuz arkadaşımJ Adam yıldızlararası vizesiz yolculuk yapıyor, sen bana romantizmden bahsediyorsun. Deyim yerindeyse, s... böyle aşkın ıstırabınıJ Herif kâinatı geziyor diyorum, sen minibüsle Harbiye-Beşiktaş yaparken. Sen ayda badi badi penguenken adam ayın diğer yüzüne üs kurmuş. Daha bir dolu trajikomik örnek var. Pozitif bir kuşatma altında olduğumuzu düşünüyorum. Pozitif diyorum; çünkü öyle olmasa çoktan azımıza s.çmışlardı ve ne çıkarları varsa da elde etmişlerdi. Şüphesiz!

Yardım ettiler mi, ediyorlar mı, edecekler mi?

Vallahi ettiler mi bilemiyorum. Bir yanda k.çını silmekten aciz insansılar gezinirken, diğer yanda Higgs bozonunu bulmak için elektron fırlatan insanlar var. Bu ne yaman bir çelişki demeden edemiyorum. Kültürler arası iletişim ve etkileşim günümüz şartlarında her türlü yapılabiliyorken bu denli açık ara zekâ farklılıkları oldukça düşündürücü! Yardım etmişlerse de sanırım seçiyorlarJ Halen yardım ediyorlar mı sorusuna gelince, halen varlar. Gelip-gidiyorlar. Çıkarları da olmadığına göre pozitif anlamda, insanlık için belki de bir şeyleri dengeliyorlar. Belli periyotlarda uğrayıp rapor tutuyorlar. Fantastiğin dibine vurmak gerekirse; acaba bunların da bir Tanrı’sı var, bizim Tanrı bizi, bunlarınki bunları yarattı. Belirli bir süre kondu. Bu süre sonunda “kiminki daha iyi?” şeklinde bir kısasa mı tabi tutulacağız. Öyleyse benim Tanrı'm şimdiden kaybetmiş görünüyor. Yok, yok… İki Tanrı olamaz! Mümkün değil. İki ya da daha fazla olsa, koalisyon olur ve mütemadiyen sorun çıkar. Onun yarattığına diğeri kulp takar, birinin bölgesine diğeri girebilir... Yani sürekli bir yarış havası olur ve illa ki haksız rekabet ortamı olur ve sonunda savaş çıkar. Düşünsenize, insanlığın savaşlarında ne kayıplar yaşanıyor, ne dengeler değişiyor. Tanrılar bir kapışsa... Birinin rüzgârıyla ötekinin denizi birbirine giriyor. Tsunamiler insanları yutuyor. Filler sevişirken çimenler eziliyor… Onun için bir Tanrı’nın olması gayet ideal, olması gereken, mutlak bir kudrettir. Bu çıkarımla da uzaylıların Tanrısı ile bizim Tanrı’mızın aynı Tanrı olduğu sonucuna varıyoruz. O zaman uzaylılar bize dolaylı olarak yardım ediyorlarsa bu, Tanrı'nın emridir düşüncesindeyim. Neden dolaylı; çünkü doğrudan olsa henüz hazır olmayan hödük insandan her b.k beklenir. Rab, işini en iyi bilendir ve asla acelesi yoktur.

Toparlarsam ne dedim: bu dünya, kim bilir bilmem kaçıncı tekâmül yeridir. İçinde bulunduğu dünyada ehlileşemeyen insan tekrara tabidir. Başarı sağlayan insan bir üst dünyaya hak kazanır. Orada da tekâmül devam eder. Her dünyada içinde bulunduğumuz ortamın ruhsal ve fiziksel şartlarına göre farklı formlarda tekâmül ederiz. Her türlü deneyimi yaşayarak donanım kazanırız. Kaç dünya, kaç galaksi sürer bilinmez. Sezdiğim tek şey; Rab, mükemmeli istiyor olabilir. Kendine bunun yaraşacağını düşünüyor olabilir. (Kibirden tenzih ediyorum) Bu koca kâinatı, koca devranı henüz hödük insanın anlamlandıramayacağından çok çok devasa plan içinde boşuna yürütmüyordur düşüncesindeyim. Yine ısrarla yinelemeden edemeyeceğim; oluşum ihtiyaçtan, gereklilikten doğar. Bizler olduğumuza göre Rab’ın bize neden ihtiyacı olmuş olabilir ya da bizi tasarlamasındaki devasa plan nedir?

 

Âgâh Efendi

 

­