Secret Of Electron
 

   Evrende var olan, atomun parçacıklarından, protonlar, elektronlar ve nöronlar! Saçımızın telini, tornavidanın sapını, çatal-kaşığı, çiğ tanesini... Her şeyi oluşturan atomlar! (elektron, nötron, proton) Peki elektronlar nasıl davranırlar? Elektronlar, bir gözlemci var ise yani fark edildiklerinde gözlemcinin zihni şarjör, elektronlar ise adeta mermi gibi davranıyorlar; gözlemci ne düşünürse öyle davranıyorlar yani, ortalarda gözlemci yok ve fark edilmiyorlarsa release davranış sergiliyorlar. (çift yarık deneyi) Yani, aslında hiçbir şey olduğu gibi değil, olması gerektiği gibidir! Bu da kişiye göre değiştiğindendir, farklılıklarımız! Farkında olmadığımız hiçbir şeye hükmedemiyoruz. Bundandır ki rüyalarımız istediğimiz kurguda seyretmez; çünkü farkında değiliz. (Lucid hariç) Yine bundandır ki, düşünce ile şekillenip form kazanmış bir pet şişe yahut insan bedeni, gömüldüğünde ya da gözlemciden uzak tutulduğunda atomları release harekete başlar ve zamanla çözünür, evrendeki ilk davranışına döner. Kendi hayatımız ile birinci dereceden gözlemci olduğumuz için ve zaten aslında hiçbir şey gerçek olmadığı için kurduğumuz hayaller aslında hayal değil, -büyük bir gerçeksizlik kümesi içinde-, gerçektir! Hayaller gerçeği çağırır! Herkesin gerçeği farklıdır! Yani bizler, aslında olmayan(release davranış sergilemesi gereken elektronlar) fakat gözlemciler olduğu sürece (iyi-kötü zihinlere, iyi-kötü hayallere, iyi-kötü düşüncelere; olumlu-olumsuz olarak itaat edecek olan elektronlar) sanki gerçekmiş gibi olumlu ya da olumsuz kavramlar ile karşı karşıya kalıyoruz. Duruma en tepeden bakarsak; gözlemci yoksa (insan, hayvan vs.) ortada olmaya müsait bir eylem yok! Gözlemci yok, serbest takılan elektronlar rolantide. Yani ortada komut alan da yok, reaksiyon veren de yok! Yok, yok yani. Yok işte, yokluk! Sonsuz bir yokluk içindeyken, o yoklukta tek var olan ve gözlenmeyen elektronlar var! Gözlenmiyorsa elektron, elektron olarak vardır ve sonsuz potansiyel beceri yüklü; fakat zekasız olarak gezer. Gözlemci bunları gözlüyorsa (gözlemeden kasıt, düşünme. Yani "topu yere hızlı çarparsam, top seker" Al işte, hükmü verdi ve nitekim de öyle oldu, top sekti.) elektronlar hizmete geçer. Ta ki gözlemci yaratılır ve düşünüp hissettiği an itibariyle varlığını bilmediği elektronları esir almış olur. Bu hayale aç varlıkları, dilediği gibi yönetebiliyor düşünenler, milyon yıllardır... Bu kural tabi ki hayatın tek sırrı değildir. Yaşamın önemli sırlarından sadece bir tanesidir. Bu yaşam ip ucunu öğrenip, yönetebilen zihinler aydınlanabiliyor ve hayalleri ile hedeflerine ulaşabiliyorlar. Bunu kullanmak çok da kolay değildir. Defalarca engeller, bulanıklıklar, çöküşler de yaşatır. Neticede insan, zihninin çok azını kullanabiliyor, aşan ve aşma yolunda olan istisnalar da vardır. Mühim olan zaten iyiyken daha iyiyi hayal etmek değildir; kötü iken, o kafa ile elektronları yönetebilmektir;) İşte duada, meditasyonda yani her toplumun farklı ibadet şekillerinin hepsi, kaliteli ve faydalı düşüncelere konsantre olabilmenin ve tesir edebilmenin farklı şekilleridir!
Neticede üstüne basa basa söylüyorum; sen de, ben de, tornavidanın sapı da, çatal-kaşık da, çiğ tanesi de GERÇEK DEĞİL! Elektronların, kullanım amaçlarına konsantre olunmuş net çağırımlar ile, yokluk içinde var olmuş ve olacak şekilleridir. Atomlarının aynı olmasına rağmen, neden kapı ile koltuğun şekilleri farklı sorusunun yanıtıdır, çağırımların oluşumu. Aynı potansiyel malzemeyi kullanarak, ne hayal edersen çağırabilir ve hatta kendi gerçekliğini oluşturabilirsin. Cennetin yahut cehennemin seninle olur!


Âgâh Efendi