RIZK

 

        "Endişe etme, rızkı Allah verir"
   Bunu ilk duyduğumda içimden: "Hee, heee verir..." dediğimi çok net hatırlıyorum.
Kimi az kazanır, kimi çok. Dünyanın terazisinde bu hep vardır. Kimin ne kazandığı, ne yolla kazandığı benim ilgi alanım değil. Benim alanım; kime ne kazandırıldığıdır.
   Düşün, herşeyin var. Detaylandırmayacağım. Evet, 6 adet villan da var. Hadi 4 tane de yatın olsun. Şimdi gelelim nalları diktiğinde ne olacak :) Benim inancıma göre (doğru ya da yanlış) öldüğünde, kimseyi tanımayacaksın. Yani karşılaşmış olsan bile tanımıyor olacaksın. Evladını bile! O kadar mal da kaldı mı bu dünyada :) (Kusuruma bakmayın, gülüyorum) Şimdi sana soracaklar:
-- Nasıl bir insansın?
-- İyi biriyim.
Kabul edildi.
-- Yaratana inanıyor musun?
-- Elbette.
Kabul edildi.
-- Bu kadar mala, hak yemeden mi kavuştun?
-- Yemediğimi düşünüyorum.
Kabul edildi.
-- Peki bu kadar malı kime bıraktın?
-- Hmmm? Hömmm? Iııı? Bilmiyorum.
Tamam anlıyorum, kızma bana. Elbette öldüğünde bunun bilincinde olmasan da, en azından ölürken evlatlarına, sevdiklerine bıraktığını biliyorsun. Buna bir sözüm elbette yok, kimsenin de olamaz.
Devam edelim.
-- Güzel bir ahlak bıraktın mı?
-- Anlamadım?
-- Yaşadığın coğrafya için, yaşayan diğerleri için genel bir şey yaptın mı?
-- Hangi diğerleri?
-- Sana gösterdik, konuşturduk, farkında olamadın mı?
-- Ya ne güzel gidiyorduk, neden soruların formatı değişiyor? Noluyo yaaa...
 

     Şimdi irdeleyelim; İyi bir insan olması, kalbinin temiz olması kabul ediliyor. Allah'ı yer yer anması, kabul ediliyor. Fani dünyada edindikleri ona bahşedilenlerdir. Kabul ediliyor. "Peki, bu kadar malı kime bıraktın?" Öldüğünde tanıdığı ve tanımış olduğu kimse olmadığı için afallıyor. 8 tane evladı olduğunu bilmiyor. Anne, babasını bilmiyor. Bilmiyor da bilmiyor. Anlatmaya çalıştığım şudur ki; gerçekten kimsenin kimseye faydası olmayacak. İrdelemeye devam edelim:) "Güzel bir ahlak!" "İş-güçten fırsat bulup evlatlarınla sohbet ettin mi? Bu kadar malı-mülkü sana Allah'ın verdiğini, temelinde Allah'ı anmak olduğunu, yerken şükrü, içerken teşekkürü... Bunların hepsini (iman etmeyi) sen yaptın, evet. Evlatlarına aktardın mı? Verdiğin evden daha değerliydi, sana baban aktardığı için kazandın bunları belki de; ama bil ki oğlun senin kadar şanslı olamayacak. Sebebi de sen olabilirsin." Kabul edilmedi!
   "İnsanlık için bir şey yaptın mı?" "Allah'tan istedin ve verdi. Aynen sana kitabında verdiği sözü tuttu. Verdiklerini ne yaptın? Elinde tuttun, şükrettin ve benim yarattığım; fakat senin şu anda tanımadığın diğer kullara bıraktın. Okul bile yaptırabilirdin sadece 1 adet yatını satsan. İlime, bilime, her şeye faydalı olabilirdin. Tek bir şeye faydan oldu. Tanımadığın bir kaç kula :) Kabul edilmedi!  "Sana gösterdik, farkında olamadın mı?" "Bir kedi vardı, yerde duran plastik bardağın dibinde kalmış suyu içmeye çalışıyordu. Haliyle yetişemiyordu dili. Ona baktın; ama anlamadın. Sonra kedi, musluğu kapalı olan çeşmeye gitti, sonra tekrar bardağa gitti ve sana baktı. Kedi ile gözgöze geldin. Sonra yoluna gittin. O kedinin kim olduğunu asla öğrenemeyeceksin! Kabul edilmedi!
    Toparlarsak dostlar, öncelikle evlatlarımıza ve çevremizdekilere iyi ahlak bırakmak en büyük servettir. Güzel ahlak ile vezir olur; ahlaktan yoksun isen rezil olursun. Çevrendeki varlıklara gücünün yettiğince faydalı olmalısın. Böylece cebinden bir çıkarsa on geri gelir. Neyin, ne şekilde senden yardım isteyeceğini bilemezsin. Farkındalığını yüksek tutmalısın ki görebilesin. Şayet görebilirsen o kedinin seninle konuştuğunu duyabilirsin :)
Netice: Endişe etme, rızkı Allah verir :)

 

Âgâh Efendi