­

İstanbul İnsansıları
 

   İstanbul'da yaşamak efor ister arkadaş; zeka ister, çeviklik ister. Elinde market poşeti ile, kaldırımın ortasında, oldukça geniş açıyla sağa-sola bakarak yürüyemezsin! Üst komşuna rastladığında ağzını ayırarak kaldırımda muhabbet edemezsin! Aklına o an bir şey geldiğinde, o yürüdüğün kaldırımın ortasında birden duramazsın! Buna hakkın yok! Çok kalabalığız, çok... Seninle aramda maalesef takip mesafesi yok. Olamaz da zaten bu ç(b)oklukta... Bir adım ilerisini düşünemiyorsan, İstanbul'un artık sana tahammülü yok! 
   Eğitimle mi alakalıdır, genle mi ilgilidir bilemiyorum. Bildiğim tek bir şey var: İnsansılar çok fazla bu şehirde! Bilmez misin ya da hala öğrenmez misin; bu şehirde vakit, en önemli şeylerden biri artık. İstanbul için bir günün süresi yeterli değil artık! Senin o lanet kaldırımda sadece dört saniye duraksaman, arkandaki on beşinci kişinin iki dakikasına mâl oluyor. Onun iki dakikası da arkasındaki bilmem kaçıncı kişinin onlarca dakika gecikmesine neden oluyor. Sadece on dakika içinde dünyada kaç insan ölüp-doğuyor farkında mısın? Arkandaki adam senin yüzünden dedesinin son sözlerini duyamadı! Kızının doğumuna yetişemedi belki de! Tek sorumlusu sensin? İnançlar açısından duruma bakarsak; düşünmediğin, düşünemediğin her gün hak yiyorsun! "Ay, yok aaartık!" de sen. Nalları diktiğinde idrake varacaksın!
   Trafikte de durum aynı. Bir şerit değiştirmen ortalama iki saniye. Senin için bir sorun teşkil etmiyor. Ama senin bu şuursuz hareketin arkandaki onlarca aracın da şerit değişmesine ve onların arkasındaki yüzlerce aracın gideceği yere geç kalmasına sebeptir. Bütün bunların sorumlusu ise iki saniye süren; fakat neticesi saatler alan, aptal hareketindir!
   Bir ülkenin gelişmişlik seviyesini yerdeki tümseklerden ben anlayabiliyorum, ya sen? "Ya hu adım başı tümsek aq." E sen ve sen gibiler yüzünden! Sen adam olmazsan, ben adam olmazsam kim olacak?
   Yine söylüyorum; ilk yirmi yılın zaten ziyan, son on yılın hastalıklar vs., ortalama seksen yıl ömrün olsa, elde kaldı elli yıl. Yani elli adet yaz, elli adet kış mevsimi, elli adet yılbaşı yaşayacaksın! Sence geç kalmaya sebebiyet verecek hareketlerine, özellikle İstanbul'un tahammülü var mıdır?
   İstanbul öfkeli arkadaşım: Metrobüste binmeyip kapının önünde dikilirsen, arkadan İstanbul sana öyle bir çarpar ki, otobüse yapışırsın! İstanbul tahammülsüz arkadaşım: Yürüyeceğin hızına göre kaldırımın en uygun yerinde seyretmezsen, İstanbul yanından geçerken seni devirir ve emin ol arkasına bakıp bir "Afedersiniz!" bile demez. İstanbul hata kabul etmez arkadaşım: Aracının bakımını yaptıramayacak kadar bütçen yoksa sat o aracı! Aksi durumda orta şeritte kalakaldığında İstanbul sana mütemadiyen söver. Şamar oğlanına dönersin.
   Sadece ve sadece çocuklardan bu anlamda bir beklentim olamaz; zira onlara kızılmaz. Yaşlı insanlarımıza da tavsiyem, şartlarınız uygunsa gidin arkadaş. İstanbul sizi zaten yemiş, bari yutmasın! Hoş, mezar da bulunamıyor artık... Yakında gömmek yerine çöpe atar İstanbul bizi.
   Sözün özü, İstanbul anti-deprasanı tükenmiş, yükü ağır ve bir o kadar da öfkeli bir şehir artık. Ya onun ipinde oynayacaksın ya da o ip ile boğulacaksın.

 

Âgâh Efendi