Ölüm...

Yok oluş, yolun sonu, bilinmeyen... Çocuklar belli bir yaşı aştığında cenazeleri fark eder, ölüm olgusunu anlamlaştırmaya çalışır. "Bir yaşayan neden ölür ki, ölecekse niye yaşadı?" Çocuk aklı işte...
  Öncelikle "Ölüm"ün ne olduğunu irdeleyelim. Ölümün içeriği, bir çok inanışa göre farklıdır:
-- Yok oluş; ölünce radyonun fişi çekilmiş gibi tüm yaşam fonksiyonların durur, kalp kan pompalamaz, çürür bitersin. Sonrası diye bir şey yok.
-- Yeni bir başlangıç; yeniden başka bir canlı olarak doğacaksın. Bu böyle devam eder, gider. Yani ölüm, bir geçiştir.
-- Bir başka alem; ölünce bu dünyada işin biter. Ruhun başka aleme göçer. Orada ya sefa sürer ya cefa çeker. Peki oradan sonra ne olur? Dıııt, Dıt Dıt Dıt... Cevap yok:)
   Bence ölüm, kendi iraden ile canına son vermediğin sürece, bir lütuftur. Kesinlikle bir armağandır. Çoğu insanı yaşlandıkça ölüm korkusu sarar. Çünkü bilinmeyendir ölüm. Düşün mesela, karşında iki kapı var. Biri aydınlık ve içeriyi görüyorsun, çiçekler var; diğeri karanlık, adım attığında ne olacağını bilemiyorsun. Hangisine adım atmayı isterdin?... İşte bu sebepledir ki Yaratan, "ölüm zamanına karar vermek" dışında hiçbir şeye müdahale etmez! Çünkü insanları, sonunu bilmedikleri bir oluşuma çağırırsa, kendi iradeleriyle gelmezler hatta kaçarlar. Bu nedenle bu hüküm, sen istesen de istemesen de Allah'ın kararında kalacaktır. Ya yaşlandırıyor, ayakların taşımaz oluyor; cam kenarında ufku izlerken ölümü artık kabullendiriyor. Ya hastalık sebep oluyor, "Al canımı da kurtulayım" dedirtiyor. Ya uykuda bir nefesle rüya içinde alıyor. Ya savaşlarda parçalanıyorsun. Ya feci bir kaza sonucu ölüyorsun; boğulma, yanma, donma, çarpma vs. Daha sayabilirim; ama çok tatsız, değil mi? "Yaşamak varken ne bunları yazıyorsun len, Sen geber!" :) diyorsun; ama senin bildiğin ölüm ile benim bildiğim ölüm çok farklı. Bir de benimkini öğren istiyorum.
  
   Ölüm korkusu... Yine çoğu insanda olan bir fobidir. "Beni nasıl bir ölüm bulacak acep?" diye düşünüyorsan kesin trajikomik bir ölüm bulur seni, cenazende herkesin sinirleri bozulup kıkırdamaya başlarlar... Böyle saçma şeyler düşünme. Öleceksin işte, nasıl olduğu çok mühim değil. Çünkü, ÖLÜMÜ TADACAKSIN! Ama parçalanarak; ama uykunda... Netice aynı. O tadı alacaksın. Ne yolla gittiğin değil, vardığında ne olacağıdır mühim olan!
  
   Şayet ölüm bir yok oluş ise...
Her gece uyuyorsun. Uyuduğun saatlerde farkındalığın yok. Mesela küçük çocuklarda zaman kavramı henüz gelişmediğinden, uyandığında: "Şimdi uyumuştum, şimdi uyandım." algısı olur. Aradaki zaman, bilinmeyen zamandır. Farkında olmadığın bir zamanı yaşıyorsun uykunda. Fişi çekilmiş radyo gibisin yani. Yani yoksun, kapalısın, servis dışısın, ölüsün! Cennet yok, cehennem yok, sorgu yok, yargı yok... Belki birkaç vizyon var, adına rüya denen... Bilinç olarak o vizyonu deneyimliyorsun; ama bedenen ölüsün! "Uyku-ölümü"nde nasıl ki 4 saat mi, 11 saat mi geçirdin bilinçsizce farkına varamadığın gibi, 100 milyon saat de geçirsen aynı koşullarda yine farkında olmayacaksın. Uyku (Ölüyüm; ama az sonra dirileceğim) tanımı: Farkındalığın olmadan geçen zamandır. Zamanda farkındakığın yok ise "öldüm" diyemezsin bilimsel olarak. Ancak bir başkası der: "Aaa, bu ölmüş!" Sonrası teferruat zaten... Pamuk, tabut, mezar. Çünkü artık bir leşsin. Faydan yahut zararın yok, kıymetsizsin ve kokmadan önce gözden kaybolman lazım :)
Yani ölüm bir yok oluş ise bunu; ancak diğerleri senin adına söyleyebilir. Sen, "ben öldüm" diyemezsin. Senin ağzından duymadıkça da yok olduğuna inanmam ben. Herkes ne derse desin. Yani anlatmak istediğim ben öldüğümde sen buna bir yok oluş dersen sana bir başka formda k.çımla gülerim; ama sen duymazsın o ayrı :) Yani ben öldüğümde bu ölüş bana çok derin bir uyku gibi gelecek. Herhangi bir mücadelem ya da sıkıntım olmayacak. Mışıl mışıl ebediyen uyuyacağım. "Bir öte alem yok diyorlar." Kabul, olmasın. Ben zaten uyuyorum. "Yargılama falan yok diyorlar." Olmasın, ben halen uyuyorum ;) Yani ölüm sonrası hiçbir senaryo yoksa da korkacak bir şey de yoktur. Ha beklenti içindesindir, o ayrı. "Allah'ım ben fakire yardım ettim, onu yaptım, bunu ettim, cenneten yerim olsun diye. Bana huri dediler..." Böyle düşünüyorsan sana söyleyecek bir şeyim yoktur:) Öldüğünde gidecek bir yer yok ise de uyuyorsun zaten, neden korkasın ki? Her gece uykuya dalarken korkuyor musun? Gelelim diğer senaryoya;
    Şayet ölüm Yeni bir Başlangıç ise...
E ne güzel işte. Deneyimlediğin tek mekan bu dünya. Bu dünyada tekrar doğacağına inanıyorsan zaten korkacak bir şey yok, bildiğin yer. "Öldüm, yakında geleceğim." gibi bir şey bu. Zamanda atlama yapacaksın o kadar. Ölümünden kaç ay ya da yüzyıl sonra geri geleceksin bilemem. Gelişine göre dünya, senin yokluğun kadar yaşlanmış olacak, hepsi bu. Sen geri geldiğinde, eski sen değilsen sorun yok; ama gelen, eski sensen yine s.ıçtın. Tanıdığın kimse yok çünkü. Hepsi ölmüş :) Düşünsene ne kötü... Mal gibi dolanırsın artık. Yani ölüm, bir tekrar doğuş ise yine korkacak birşey yok. Deneyimlediğin ortamı, farklı bir kaderle yine deneyimleyeceksin demektir.
   Şayet ölüm, bir başka aleme geçişse...
Bak güzel kardeşim, yenilik her zaman enerji verir, diri tutar. Hayal etsene hiç deneyimlemediğin bir alem. Kurallar, şartlar belki çok farklı. Bir serüven seni bekliyor olabilir. En heyecanlısı da bu değil mi? Cenneti, cehennemi bırak şimdi bir kenara. Varsa da ettiğini çekeceksin arkadaş. Adaletse adalet, yapacak bir şey yok. Ama menfaatsizce düşün; ödülü-cezayı bir kenara bırak. Yeni ve daha zorlu kurallarla yepyeni bir oyun! Bence çok heyecanlı. Bir önceki yaşamından getirdiğin bonuslarında yeni dünyada önde başlayabilirsin mesela.
   Yazımın başında belirtmiştim, intihar haricinde; çünkü intihar, Yaratan'ın armağanını(hayat) beğenmeyip suratına fırlatmaktır! "Al beni geri, olmamışım ben!" :) demektir. Yemez :) Bir Yaratan, bir daha yaratır. İlla ki o hayatı yaşayacaksın arkadaş. Beğen yahut beğenme... Ehlileşmen için yaşayacaksın, yaşayacağın her deneyim gelişimin için. Dikkat edersen, sen ölümden korkarken ben sana; ölüyorken, ölüm anında ya da ölmüş olduğunda korkmanı gerektirecek hiç bir şeyin olmadığını anlatmaya çalışıyorum.
   Gelelim acılı ölümlere...
"Bizleri var eden Yaratan, neden insanlarının acılar içinde ölmesine, bebeklerin katledilmesine, açlıktan insanlarının ölmesine izin veriyor?" O, çok sert! Böyle sorunca, haklısın. Elalem yorumcu ya: "Allah ne yaptığını bilir." , "Her şeyde vardır bir hayır!" , "Belki de hak etmişlerdir, biz niye ölmüyoruz canım!" ... Bu böyle uzar... Açıklamalar doğru ya da yanlış, beni bağlamaz. Bu konuda benim anlayışım şöyledir:
   Yaratan ve gözeten bir Yaratıcı inancına sahip olduğum için, bizleri Yaratan'ın bizlere acı vermek gibi bir niyeti olamaz. Bizleri isteyen ve bizlere güvenen O. Sen, senden doğana işkenceler yapıyor musun? Peki, "kişiler kendi aptallıkları yüzünden mi bu hale düşüyorlar", tabi ki hayır. "Kader mi", bence değişebilitesi var. "Peki nedir?"
Bir savaşta bir bebek parçalanmış, kalan parçalarını medya üzerinden ekranda görüyorsun. Ne hissediyorsun? İçin sızlıyor, şayet bir ebeveynsen evladın geliyor aklına, için sıkılıyor, belki ağlıyorsun vs... Henüz 2 yaşında... Ne günahı olabilir ki? Cehalet yorumlar: "Günahkar doğmuş olmalı ki böyle bir ölüm onu buldu." "E ölüm hani lütuftu, bir lütufla mı günahlarının bedelini ödedi? Hem doğmadan günahlarının olması da ne demek? İyice b.ka sardın konuyu."
Haklısın, bunların hepsi saçma. O bebek, ölmek için doğdu desem? O bebek ölürken asla acı çekmedi desem? İlk şarapnel, bir bacağını aldıktan sonra henüz ölmedi ve can çekişiyordu; ama bu gördüğün tamamen bir vizyondu desem? Bence o bebek ve diğer kötü olan her şey, bizleri rahatsız eden her şey... Yaratan'ın bizimle iletişimidir. Bizzat acıyı, öfkeyi, hüznü, hırsı... Her şeyi deneyimlememizi istiyor. Bu dünyadaki tek gayemiz, deneyim kazanarak olgunlaşmaktır, ehlileşmektir. O bebeğin, sana görüntüde, acılar içinde kıvranarak ölmesi, senin savaşın ne kadar kötü bir şey olduğuna kanaat getirmen sonucunu sana yaşatır. Kurunun yanında yaşın da yandığını deneyimlemen eylemlerinde daha dikkatli olman gerektiği sonucunu hissettirir sana. Az önce evladını dövdüysen, o görüntü, odasında ağlayan evladına koşup sarılmana, şükretmene sebeptir. Yine o görüntü, "Yapabileceğim bir şey yok mudur?" feryadına seni sürükler. Daha yüzlerce nasipleneceğin cümle yazabilirim... Yaratan, belki de bir alırken, bin vicdana seslenir! Sense küçücük aklınla düşünüp yorumlarsın. Yorum yapacağına, orayı burayı kınayacağına, aksiyona geç! Aksi halde Allah'ın seninle iletişimi çok acı olur!
   Umarım anlatabildim. Tabi bu benim anlayışımdır. Acı ölümlerin, sanki bir hologram görüntü olduğunu düşünüyorum. Belki de o andan 5 dakika önce Yaratan kişinin canını alıyor, geriye acı çeken, perişan halde can çekişen hologram görüntü kalıyor ki, diğer insanlar bu halden bir şeyler deneyimlesinler.
   Anlatması kolay tabi, bir yakınım ölse ağlar-zırlarım. Yanlış; ama ağlarım. Kolay olmasa gerek...
   Konu ölüm olunca çok uzatmayım, toparlarsam; ölüm diye bir şey olmadığı gibi, ölüm korkusu diye bir şey de yoktur. Mesela biri silahı dayadı kafana, sıkacak. O esnada onu vurma şansın var diyelim. Ne yapardın? Ölmemek için öldürürdün değil mi? Haklısın belki de kim bilir... Ama ben asla öldürmezdim... Nedeni bende kalsın... Ölüm, bir lütuftur, armağandır. Huzur ve hafifliktir. Kararı sadece seni Yaratan'dadır. Seni davet etmez. Uygun zamanda içirir ölüm şerbetini. Tadarsın, kimilerine göre acı da olsa... Ama son olarak derim ki Yaratan'dan ne gelirse kabulümdür, kula minnet eylemem ;)


Âgâh Efendi

 

 

 

 

Ölüme Dair...